Thursday 21 August 2014

FBU Yeni Kadro ve Oyuncu Değerlendirmeleri-2

Kadro ve oyuncu analizlerimin ikinci yazısına yine kadroyu hatırlatarak başlıyorum: 1) Ricky Hickman(RH), Kenan Sipahi(KS), Berk Uğurlu(BU) 2) Andrew Goudelock(AG), Bogdan Bogdanovic(BB), Can Altıntığ(CA), Melih Mahmutoğlu(MM) 3) Emir Preldzic (EP), Serhat Çetin(SÇ), Metecan Birsen(MB)(kiralık gidebilir) 4) Nemanja Bjelica(NB), Jan Vesely(JV), İzzet Türkyılmaz(İT) 5) Luka Zoric (LZ), Oğuz Savaş (OS), Semih Erden (SE) İlk yazıda RH ve AG'dah bahsetmiştim. Kısa rotasyonunda bir başka transferimiz Karşıyaka'dan Can Altıntığ. 2007 yılında Tofaş'ta başladığı kariyerine 2013 yılına kadar aynı takımda kalarak devam etti. U18 ve U20 milli takımlarında yer aldı. 2005 ve 2006 da Avrupa Şampiyonalarında gümüş madalya kazanan takımda o da vardı. Tofaş'ta oynadağı zamanlarda sahaya koyduklarıyla ondan beklenen maalesef pek örtüşmedi. 6 Senelik Tofaş kariyerinde de hep takımın bir parçası oldu ama hiçbir zaman yıldızı olamadı. Ne zaman ki geçen sene Ufuk Sarıca'nın Karşıyaka'sına transfer oldu, birden herkese başka bir Can izletmeye başladı. Karşıyaka'da Türk oyuncu rotasyonunun Barış Hersek ile birlikte ilk oyuncuları oldular. Takımda Dixson, Diebler ve Batista gibi önemli skorerler olmasına rağmen geçen seneyi %46,2 ikilik, %43,4 üçlük yüzdeleriyle maç başına 9,8 sayı ortalaması yakalayarak tamamladı. Özellikle Ufuk Sarıca'nın ona çok fazla insiyatif vermesi ve aşıladığı güven sayesinde çok farklı bir sezon oynadı. Bizimle oynadıkları yarıfinal serisinde ilk maçta sakatlığı nedeniyle oynayamamış, ikinci maçta ise tam anlamıyla döktürmüştü. 33 dk sahada kalıp, 4-5 iki sayı, 8-11 üç sayı isabeti ile tam 32 sayı 4 asist 2 ribaunt ile maçı tamamlamış herkesi kendine hayran bırakmıştı. Bize transferinde o maçın mutlaka bir önemi olmuştur:) Sonuçta 2 tane yabancı 2 numara almışken, bir de Can transferinin gerçekleşmesi bana ilginç gelmişti. Can tam bir pozisyon oyuncusu değil aynı RH gibi. Ona da 1.5 numara demek mümkün, ama daha çok 2 numaraya yakın bir oyuncu. Saha görüşü ve pas yeteneği gayet iyi ancak bir guard'a göre ball handling'inin o kadar iyi olduğunu söylemek zor, bu ona çok topla oynadığı zaman çok kaybı olarak dönüyor. Yanında Dixson gibi şutör ve skor tehdidi içeren bir guard olduğunda , tüm dikkatler onun üzerinde olmadığında daha önemli bir oyuncu haline geliyor. Çok zor denilen şutları bile sokabiliyor. Oldukça hızlı bir ilk adımı var ve savunmacısını bu ilk adımla geçebiliyor. Fizik olarak da görüntüsünden beklenmeyecek kadar güçlü bir oyuncu. 12 kişilik takım kadrosunda ne şekilde yer bulacak kendine bilemiyorum, özellikle EL kadrosunda çoğu zaman kadro dışında kalabilir. Ancak yurtiçi maçlarında kadroya girdiği zamanlar eğer Karşıyaka'daki gibi yüksek güvenle oynarsa takıma çok fayda sağlayacak bir oyuncu olarak düşünüyorum. Obradovic'in ona vereceği rol ve sabır çok önemli olacak. Sonuçta can çok genç bir oyuncu değil 27 yaşında, eğer aldığı süreleri olumlu kullanmazsa bu geniş rotasyonda çokca kadro dışı kalabilir. Tüm bunlara rağmen benim şahsi görüşüm takımın ondan katkı alacağı yönünde. Melih'ten aldığımız katkının bir benzerini verebilir. Melih'e göre artısı her maç belirli bir istikrar ile oynuyor olması. Bu istikrarı sağlayabilmesi için aldığı dakikalar ve rol çok önemli olacak. SG yani 2 numaradaki bir başka transferimiz de Bogdan Bogdanovic. Bu senenin en heyecan verici transferi olarak görünen BB için biraz daha fazla yer ayırmayı düşündüm. Bogdan aslında Bojan'ın takımdan ayrılacağı belli olduktan sonra transfer edildi. RH ve AG dan sonra 3. yabancı olarak takıma katıldı. Yani şunu demek istiyorum, aslen 2 numara olmakla beraber takıma 2 numara olarak alınan AG ve hatta 1.5 numara RH dan sonra alındı.Giden Bojan'ın da 3 numara olduğunu düşünürsek 3 numara yerine 2 numaralı pozisyona bir oyuncu almış olduk. Fiziğine ve yeteneklerine bakarsan Bogdan 3 pozisyonu da oynayabilir. Ancak en verimli olacağı pozisyon çok net bir şekilde SG pozisyonu. 1,97 boyundaki Sırp oyuncu 1992 doğumlu ancak oyununu izlediğiniz zaman sanki 30 yaşında bir oyuncuyu izliyormuş hissi veriyor. O kadar olgun o kadar soğukkanlı ki onun 22 yaşında genç bir basketbolcu olduğuna inanmak çok kolay olmuyor. 2010 yılından beri Partizan'da oynuyor Sırp guard. Geçen seneden beri ise takımdaki rolü ve sorumluluğu çok arttı. Özellikle bu sene takımın açık ara lider oyuncusu olarak gözüktü. Partizan'ın hatta EL'in en iyi SG larından biri olmasına , hatta takımın birinci skor opsiyonu olmasına rağmen her maç +20 sayı attığını düşünmeyin. Onun takımın lider oyuncusu olmasındaki rolü sadece skor atması değil. Bu seneyi 14,8 sayı ortalaması ile bitirip gayet tatmin edici bir rakam elde etmiş olmasına rağmen asıl Bogdan'ı farklı kılan, zor ve stresli anlarda sorumluluk alması ve bunun altından kalkabilmesi. 14,8 sayısının yanında 3,7 asist ve 3,7 ribaund ortalamaları onun ne kadar komple bir oyuncu olduğunu ve takımına nerede ihtiyacı varsa orada yardımcı olduğunun göstergesi. Bu sayı ortalamasını %42.6 iki sayı, %37 üç sayı atarak tutturdu Bogdan. Bu nedenle gözünüzde her maçı alıp götürecek harika şut atan bir oyuncu canlanması doğru olmaz. Ancak öyle bir anda ortaya çıkar ki, arka arkaya 8 sayı, 2 ribaunt, 2 top çalma , 3 asist ile maçı koparır gider. Büyük ihtimalle bizim takımında birinci skor opsiyonu olmayacak , ama toplar el yaktığında herkes onu arar hale gelecek. Bazen bomboş şutları sokamayıp sahada gezinirken görünüp ve "bu kadar abarttıkları adam bu muydu?" sorusunu sorarken, birden devreye girip maçı takımının lehine çevirirken çokca göreceğiz onu. BB geçen sene EL deki ilk 5 maçtan sonra takımın önemli oyuncusu ve pg'ı Leo Westermann sakatlanmasıyla takımdaki diğer pg'ın çok genç ve bu sorumluluğu alabilecek kadar hazır olmaması nedeniyle pg oynamaya başladı. Bu onun takım içindeki rolünü ve performansını oldukça etkiledi. Bunu biraz istatistiklerle anlatmak lazım. Örneğin Westermann dan önce aldığı süre 22 dk iken bu süre 34 dk ya çıktı. Sayı ortalaması da 11,6 dan 15,6 ya yükseldi. Şut yüzdeleri ve kullandığı top sayılarında da büyük değişiklikler oldu tabi ki ama asıl çarpıcı bir kaç nokta var. Mesela öncesinde 2,2 ribaunt alırken sonrasında bu rakam 5,5'e çıktı. Artık pg oynuyor olması nedeniyle fastbreak lere koşan ilk oyuncu olmak yerine ribauntlara destek olmaya başladığını görüyoruz. Bir diğer önemli değişim asist rakamlarında. Öncesinde maç başına 2 asist yaparken bu rakam 5,6 ya çıkmış. Bu rakam kulağa hoş gelmekle beraber asist sayısını bu kadar arttırırken top kaybı sayısında nasıl bir artış olduğuna da bakmak lazım ki bu rakam da 1,2 den maalesef 5,5 e çıkmış. Maç başına 3,6 fazla asist yaparken 4,3 fazla top kaybetmiş. Buradan çıkardığım sonuca gelirsek, ben koç olsam, onu 2 numarada kullanmaya devam eder mümkün olduğu kadar 1 numaradan uzak tutarım. Çünkü Bogdan'ın başta da söylediğim gibi en önemli özelliği ve katkısı çok skor atmakta, çok asist yapmakta fazla ribaund almakta değil, bunları ne zaman yaptığında. Şöyle örnek vereyim , Bojan Bogdanovic bir çok maçı 20 sayı ile bitirebilir ve bunu gayet yüksek bir yüzdeyle yapabilir. Ancak Barcelona maçında, bütün maç geriden gelip can havliyle son anlarda rakibi yakaladığınızda büyük bir şans eseri sol dipte bomboş bir şekilde Bojan'ı topla buluşturup 3 sayı imkanı yarattığınızda ve bu üçlükle maçı kazanma şansınız olduğunda o topu sokacak oyuncu Bojan değil Bogdan. Bizim takımda geçen sene skor üretebilecek çok sayıda oyuncu vardı. Bir maç Bjelica , bir maç Bo, bir maç Bojan , Emir, Zoric, hatta Melih. Ancak geçen sene o zor anları oynayacak bir tane bile oyuncumuz yoktu. Bu sene var. O anlarda top ona geldiğinde artık daha rahat olacağız. Veya maç içinde bazı kırılma noktalarında bu 22 yaşındaki çocuk birden takımın lideri olup ne yapılması gerekiyorsa onu yapacak. İddia ediyorum sırf bu sayede geçen sene kaybettiğimiz en az 10 maçın 7 sini kazandıracaktır Bogdan. Bu kadar uzun yazdım ve genelde yaptığım teknik detaylara hiç girmedim. Nasıl şut atar, p&r leri nasıl oynar, savunmada neler yapar... Bence bunların bir önemi yok. Çok önemli bir eksiği tamamladık takım olarak. Başta yazdığımı tekrar ediyorum. Onu çok da iyi oynamadığı maçlarda bile sakın eleştirmeyin, bir an çıkıp yapması gerekeni yapacaktır. Geçen sene bunu yapması için Kleiza alınmıştı takıma ve bütün sezon boyunca bunu bekledi Obradovic. Dakikalarca sahada tuttu onu ha yaptı ha yapacak diye. Bogdan öyle olmayacaktır, o bu konuda tüm taraftarı memnun edecek performansları sergileyecektir. Onunla ilgili bir diğer konu da 3 numarada oynar mı, oynamaz mı? O pozisyonda görüntü olarak sadece Emir ve Serhat'ın olması bize bu soruyo oldukça çok sorduruyor. Benim bu konudaki cevabım şu: geçen sene Ömer-Melih, Emir-Bojan gibi aynı anda 2 tane 2 numara veya 2 tane 3 numara ile oynadığımız anlar çok oldu. Obradovic'in buna takıldığını sanmıyorum. Elimizde bir çok iki numara var ( BB, AG, CA, MM ve hatta RH) bunlar zaman zaman birlikte oynayarak 3 numara açığını kapatacaktır. Herkesin sorduğu "iyi tamam hücumda sıkıntı olmadığını düşünelim, savunmada daha kalıplı 3 numaraları tutarken yaşayacağımız sıkıntıyı ne yapacağız" sorusuna da şu cevabı veriyorum: AG'da BB'de (ki BB 1,97 boyunda) fiziksel olarak güçlü oyuncular, eğer olay sadece boy olsaydı Kyle Hines bütün center lar karşısında ezilirdi. Ben savunmada boydan çok güçlü fizik ve çabuk ayakların daha önemli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Obradovic'in yaptırdığı savunmada çoğu zaman kaymalardan ve p&r sonrası eşleşmelerdeki değişikliklerden kimse asıl adamının karşısında kalmıyor. 3 numaranın karşısında her zaman 3 numara olacak diye bir şey yok. Bu nedenle buna da hiç takılmıyorum. Bu haftalık burada kesip sizi daha fazla sıkmayayım. Haftaya yeni transflerimiz ile ilgili yorumlarıma kaldığım yerden devam edeceğim. Görüşmek üzere.

Wednesday 6 August 2014

FBU Yeni Kadro ve Oyuncu Değerlendirmeleri-1

Jan Vesely transferi de resmi olarak açıklandıktan sonra kadro şu şekilde oluşuyor: 1) Ricky Hickman(RH), Kenan Sipahi(KS), Berk Uğurlu(BU)(kiralık gidebilir) 2) Andrew Goudelock(AG), Bogdan Bogdanovic(BB), Can Altıntığ(CA), Melih Mahmutoğlu(MM) 3) Emir Preldzic (EP), Serhat Çetin(SÇ), Metecan Birsen(MB)(kiralık gidebilir) 4) Nemanja Bjelica(NB), Jan Vesely(JV), İzzet Türkyılmaz(İT) 5) Luka Zoric (LZ), Oğuz Savaş (OS), Semih Erden (SE) Kadro mühendisliği konusunda çok klasik düşünürsek 2 ve 4 numara hariç tatmin edici bir rotasyonumuz yok gibi duruyor. İsim olarak çok sayıda oyuncu gözükmesine rağmen EL için yeterli mi sorusu maalesef olumsuz cevaplanıyor. 1 Numaradan yani point guard pozisyonundan başlarsak eğer önce Ricky Hickman'dan bahsetmemiz gerekiyor. 2007 Yılında adım attığı Avrupa kariyerine sırasıyla Romanya, Almanya, Finlandiya gibi alt liglerde başladı. 2010 yılında İtalya 2.ligine transfer olup burada burada %55 ile iki sayı, %40,7 ile üç sayı istatistiği yakalayıp, maç başına 17,5 sayı tutturunca ilk defa ciddi bir lig olan İtalya 1.liginde Scavolini'ye transfer oldu. Burada da benzer yüzdeler tutturup istikrarını sürdürünce sayı istatistiklerine 3 asist 3 de ribaunt ortalamaları ekleyip David Blatt'ın Maccabi'sine transfer oldu ve kariyer sıçramasını bu sene yapmış oldu. 2 Senelik Maccabi serüveninde de sistem oyuncu olmayı ve takımın önemli silahlarından biri olmayı başardı. Maccabi yıllarında yanında Yogev Ohayon ve Tyrese Rice ile birlikte bu pozisyonu paylaştılar. Ancak her zaman Rice ve Ohayon'a göre pg yerine sg olarak rol aldı. Oyun stili olarak bir nebze Bo Mccalebb'i andırıyor. Onun kadar güçlü olmasa da top hakimiyeti yüksek ve trafiğin çok kalabalık olmadığı anlarda hızı sayesinde bir anda onu potada görebiliyoruz. Bo'ya göre onunla kıyaslanmayacak kadar iyi şutu var. Bu sayede rakiplerin onu bir adım geriden alma lüksü olmayacaktır. İkili oyun oynamada rolü devrilen oyuncuyu bulmaktan daha çok onun perdesinden çıkıp şut sokmak şeklinde oluyor. Bu onun uzuna pas indirmeyeceği anlamına gelmiyor, çünkü aslında tam anlamıyla bir oyun kurucu olmasa da, pas yeteneği olan bir oyuncu. İşin savunma kısmında da gayet olumlu konuşabiliriz. Çabuk elleri sayesinde top çalmada ve pas arası yapmada gayet başarılı, ancak karşısındaki oyuncuya yapışarak onu bezdirerek bir savunma yapmasını beklemeyin. Bo gittikten sonra, Bo varken bile ihtiyacımız olan gerçek bir oyun kurucu mu sorusunun cevabı da maalesef hayır. Yanında gerçek bir pg ile verimi çok daha yüksek olabilecek bir oyuncu. Kenan bu takımın 1.pg olur da RH onun tamamlayıcısı olur mu bu sene bilemiyorum ama öyle olsun çok isterdim. Eğer RH tek pg olarak oynayacaksa iş biraz sıkıntıya girebilir. Gerçi AG ve BB analizlerini yaparken onların katkısını konuşuyor olacağız ancak şimdiden şunu söyleyebilirim RH'ın performansı mutlaka takımdaki rolü ile paralel değişecektir. Burada da top Obradovic'in eline kalıyor. O bir şekilde onun verimi yükselticek bir rotasyon belirleyecektir. Sonuç olarak geçen senenin EL şampiyonun yaklaşık 30 dk süre alan bir oyuncusundan bahsediyoruz. Mutlaka çok faydalı olacaktır. Şunun altını çizmek istiyorum sadece, o gerçek bir pg değil, bu beklentiyle onu izlemememiz lazım. AG, RH'a göre daha genç, Avrupa deneyimi bir sene ve EL deneyimi hiç yok. Üniversite yıllarında istikrarlı şut yüzdeleri ile dikkat çekmiş, özellikle son senesinde yüksek yüzdeyle 23 sayı ortalamasının yanına 4,3 asist ortalaması da ekleyince draftta ikinci turda seçilme şansını yakalamıştı. LA Lakers ve NBDL arasında gidip geldiği 2 senenin ardından 2013 yılında Unics Kazan'a transfer oldu. Ve bu seneyi Eurocup da final oynayıp MVP ödülünü alarak tamamladı. Oyun stili açısından RH'a oldukça benziyor ancak 2 numaraya daha yakın bir oyuncu. Aynı RH gibi hem şut, hem driplin hem de pas yeteneği olan bir guard. Çok avantajlı bir şut mekaniği var. Hem statik hem hareketli şutları atabiliyor. Hem sağa hem sola gidip kendi şutunu yaratabiliyor. Fundemantal'ının iyi olması nedeniyle gerektiğinde pg gibi de oynayabiliyor. Boyu aslında uzun değil ama vucudunun üst kısmı oldukça güçlü ve bu sayede savunmacılarını oldukça rahatsız ediyor. Unics Kazan da takımın birinci skor opsiyonu şeklinde oynadı ve tüm takım tarafından kabul gördü ki takımda Chuck Eidson, Kostas Kaimakoglou, Nikos Zisis gibi deneyimli oyuncular olmasına rağmen. Tipik bir skorer olarak görünüyor. RH ve BB rotasyonu ile birlikte onu bazen 1 bazen 3 numarada görüyor olabiliriz ki hiçbirinde sırıtacağını sanmıyorum. Ayrıca bana bu kadronun birinci skor opsiyonu olacak gibi geliyor. Oyunundaki tek sıkıntısı ribauntlara yeteri kadar destek olmaması. Bu iki oyuncuya bakınca bu sene oynanacak basketbol hakkında aklıma şu geliyor. Evet safkan bir pg yok takımda, maç başına 6-7 asist yapacak bir oyuncu olmayacak belki ama , RH da, AG da maç başı 3 er asist civarında yapıyorlar. Bu görev büyük ihtimalle takıma dağılacak. RH ve AG'ın dışında, BB, KS, NB,EP bunların hepsi asist sayısına katkı yapacak oyuncular olacak. Takımdaki tüm oyuncuların hem şutları sokabilecek hem asist yapabilecek hem de topu yere vurabilecek olması belki de bizim pg açığımızı kapatacaktır. Diğer transferlerin değerlendirilmesi ve genel görüşlerime bir sonraki yazımda devam edeceğim.

Thursday 31 July 2014

Fenerbahçe Ülker'de 2014-2015 Sezonuna Başlarken

Genel Menejerliği Gherardini’nin gelmesiyle nasıl bir takım kurulacağı merakı herkes gibi bende de oldukça fazlaydı. Geçen seneki takımın yabancı transferlerinin neredeyse hepsinin Obradovic tarafından yapılmış olmasına rağmen, mevcut takımı tanımıyor olması, Bo Mccalebb’in devam eden kontratı, ve Türkiye şartlarına yabancı olması nedeniyle o takımın Obradovic’in takımı olduğunu söylemek çok da gerçekçi olmazdı. Sezon içinde de bunun sıkıntılarını oldukça fazla yaşadı coach. Geçen seneki takımda 3-4-5 numaraları pozisyonlar nispeten Obradovic’in sistemine uygun oyuncular(ki zaten 3 tanesini kendi transfer etti) olmasına rağmen 1 ve 2 numaraları pozisyonlardan istediği verimi alamamıştı. Takımda herkesin bir şekilde şut sokabilen oyuncular olmasına rağmen işler sıkıştığında güvenilir bir şutör eksikliği çok net görülüyordu. Herkes özellikle pg pozisyonundaki eksikliğe dikkat çekti ama bence asıl eksiklik sağlam bir 2 numara idi. Bazen Melih çok az da Ömer katkı verdi ama Obrodovic’in beklentisinin çok altında kaldı. Bu nedenle sezon sonunda en son yazımda belirttiğim gibi takıma 1 ve 2 numaralara takviye yapılacağı çok aşikardı. Transfer sezonuna transferlerden önce takımdan ayrılan oyuncularla başladık. Önce Bo, Kleiza, Barış ve İlkan takımdan ayrıldılar. Açıkcası Kleiza hakkında sanırım en doğru karar verildi ve tüm camia bu karardan memnundur. Bo geçen senenin en faydalı oyuncularından biri olmasına rağmen Obradovic’in kafasındaki pg olmadığı için onun da biten sözleşmesi yenilenmedi. Barış zaten sezon içinde kiralık gönderilerek bu senenin kadrosunda yer alamayacağı belli edilmişti. Ancak İlkan Karaman konusunda özellikle ben büyük şaşkınlık yaşadığımı itiraf etmeyelim. Tam takımın ihtiyacı olan özelliklere sahip , genç, türk pasaportlu bir oyuncu olan İlkan’dan niye vazgeçtiğimizi gerçekten anlayamıyorum. Aklıma gelen ve beklediğim tek ihtimal sakatlığının geçmemiş olması. Bu ayrılan oyuncuların ardından transferler başladı. Herkes önce saf bir pg bekliyordu ki ilk alınan oyunca tüm Teodosic dedikodularına rağmen Ricky Hickman oldu. Combo guard statüsündeki bu oyuncunun arkasına pg beklentileri devam ederken yine benzer nitelikteki Andrew Goudelock transferi geldi. AG de daha çok 2 numaraya yakın ama zorda kaldığında 1 numara oynatabileceğimiz bir oyuncu. Sezon sonunda ayrılmasını beklediğim Bojan’ın da takımdan ayrılıp Nets’e gideceği belli olduğunda adı geçen Bogdan Bogdanovic’in transferi netleşti. Geçen sene Partizanda Leo Westermann’ın sakatlığının ardından pg oynamak zorunda kalmasına rağmen Bogdan da o pozisyonun oyuncusu değil. Bu üç oyuncunun üçü de aslında 1,5-2 bazen 3(AG ve BB) oynayabilen , ancak bir pg görüntüsünde takımı oynatabilen oyuncular değil. 3 tane yabancı hakkının bu oyuncularla doldurulmuş olması açıkcası 2 numara eksikliğini çok yaşamış olmamıza rağmen bana biraz fazla geldi. Ki bunların ardında dedikodusu önceden çıkan Can Altıntığ ve Serhat Çetin transferleri de gerçekleşti ve elimizde birden 5 tane transfere rağmen bir tane bile pg olmayan bir kadromuz oluştu. Takımdan ayrılan Bo ve Kleiza’nın yerlerine hiçbir transfer yapılmadı. Tamam büyük ihtimalle RH Obradovic’in kafasında pg olarak duruyor ancak oyun kurma takımı yönetme anlamında gerçek bir pg değil. Teodosic ismi ortalıkta çok dolaşırken takımına imza atıp CSKA da kalacağı belli olana kadar benim düşüncem Teodosic olmasa bile o tarzda bir pg transfer edileceği idi. Hatta sezon sonu yazımda belirttiğim gibi Nando de Colo ve Huertel tarzı bir oyuncu beklentim vardı. Nando CSKA’ya imza atarken Huertel de Laboral ile olan sözleşmesini uzattı. Tabiki daha ortalıkta alınabilecek çok pg var ama ben artık bu takımın pg olmadan oynama ihtimalini düşünmeye başladım. Aslında Obradovic gibi senelerce Diamantidis gibi bir oyuncuyla oynamaya alışmış bir coach’un gerçek bir pg olmadan sezona başlaması ne kadar şaşırtıcı gelse de , onun gibi bir coach böyle bir şeyi deneyebilir. Geçen sene herkes Kenan sakatlandıktan sonra, pg eksikliğine dikkat çekmeye başlamıştı. Halbuki Kenan daha sakatlanmadan önce de top16 ile birlikte aldığı dakikalar azalmaya başlamıştı. Normal sezonda 16:29 dk süre alan Kenan top16 da sadece 4:57 dk sahada kalabilmişti. Bo yorulduğunda sahada pg görevini ya Emir ya Melih yapıyordu ki onların ne kadar zorlama guardlar olduğunu anlamak için çok derin bir basketbol bilgisine sahip olmaya gerek yok. Ancak işte bu görüntünün üzerine bu seneki 5 transferi de görünce aklıma gelen tek sonuç pg olmadan bir sistem düşünüldüğü. Bu 5 transferin üzerine halen resmi olarak duyurulmasa bile Jan Vesely transferi yapıldı. Kleiza’nın yerine özellikleri ondan çok farklı bir oyuncu transfer edildi. Bu transfer öncesinde Gherardini bir açıklama yapmış ve 2 oyuncu daha transfer edeceklerini söylemişti. Eğer biri Vesely ise, diğeri de adı yine çokça geçen Semih Erden olma ihtimali yüksek. Bu durumda ekstra bir pg transferi olmayacak sonucu çıkıyor. Bu bilgiler ışığında takım şöyle oluşuyor: 1) Kenan Sipahi, Berk Uğurlu, Ricky Hickman 2) Andrew Goudelock, Bogdan Bogdanovic, Melih Mahmutoğlu, Can Altıntığ, 3) Emir Preldzic, Serhat Çetin 4) Nemanja Bjelica, Jan Vesely, İzzet Türkyılmaz 5) Luka Zoric, Oğuz Savaş, Semih Erden Ömer’in emekliğe ayrılacağını düşünürsük elimizde 15 kişilik bir kadro var. Maçlara maksimum 12 kişi çıkabileceğimiz için bu kadrodan 3 kişi sürekli kadroda yer bulamayacak. Bu üç ismin ikisinin Berk ve İzzet olma ihtimali yüksek. Sonuncu isim kim olur kestirmek güç. Ayrıca takımda şu anda halihazırda 6 yabancı olmuş oluyor. Tüm tezlerime rağmen bir pg transfer edilse bile bu 7. yabancı olacak ki bu durumda yine her türkiye ligi maçında bir yabancı kadro dışında kalacak. Yeni oyuncularımızın analizlerine ve nasıl bir basketbol oynanıcağına dair düşüncelerimi bir sonraki yazıma bırakıyorum. Yazımı, U20 takımımızın Avrupa Şampiyonluğunu kutlayarak, U18 takımımıza ve A Milli takımımıza turnuvalarında başarılar dileyerek sonlandırıyorum. Görüşmek üzere…

Thursday 27 February 2014

Olympiakos Maçı Öncesi Son Durumlar..

Ne kadar Top16 grubunda istediğimiz gibi başlamayıp kötü sonuçlar almış olsak da, bu hafta oynayacağımız Olympiakos maçından alacağımız bir galibiyet ile grupta tekrar iddialı duruma gelebiliriz. Özellikle Barcelona hariç herkesin herkesi yendiği E grubunda işler son haftaya kadar bitmeyecekmiş gibi duruyor. Yine de bu grupta daha iyi bir durumda olma şansımızı hem sakatlıklar hem formsuzluklar nedeniyle elimizden kaçırmış durumdayız. Bunu söylerken grup öncesinde yapılan hesaplarda deplasman galibiyeti alabileceğimizi düşündüğümüz tüm maçlarımızı kaybetmiş olmanın ve önümüzdeki fikstürde deplasman galibiyeti almamızın çok zor olacağının gerçekliği ile yorum yapıyorum.
İlk bölümde oynadığımız, Malaga ve EA7 maçları ikinci bölümde oynayacağımız Barcelona, Panathinaikos ve Laboral maçlarına göre daha olası maçlardı ki bu iki maçta da son çeyreğe kadar maçı alabilecek performansları sahaya sergilemiş ancak kırılma anlarında geçen seneki alışkanlıkların hortlamasıyla kolayca knock-out olmuştuk. Grupta ikinci yarıya kadro derinliğini biraz olsun arttırmış ve bireysel performansı yerlere düşmüş Bogdanovic'in daha toparlanmış haliyle çıkıyor olacağız.
Genel olarak baktığımızda özellikle Kenan'ın son bölümde azalan süreleri ve düşen performansı ile sorumluluğu artan Bo McCalebb'in bu açığı çok yüksek verimlilik ile kapatması belki de ondan daha fazla yararlanma şansımızı doğurdu. Bu maç itibariyle yeni transfer Jackson'ın takıma katılmasıyla 1 numara pozisyonunda sıkıntılarımızın azalmasını bekliyorum. Gerçi Jackson şu an bir soru işareti, hemen takıma adapte olup katkı sağlamasını beklemek hayalcilik olabilir. Ancak yine de Bo'nun biraz olsun nefeslenmesi ve bu sırada bir iki ceza şutunu sayıya çevirmesi bizim için büyük bir kazanç olacaktır. Yaşının genç olması, ve Avrupa deneyiminin olmaması , Obradovic ve takımı tanımıyor olması bu kazancı sağlamamızı mutlaka geciktirecektir.
2 Numara pozisyonunda Melih-Ömer ikilisini çok değişik kullanıyor Obradovic. Ancak bazı maçlarda ikisi de çok farklı katkılar yapabiliyor. Bence bu pozisyonda onlara daha fazla güven duyulabilir. Senelerdir uzaktan seyrettiğimiz Obradovic'i yakından tanıdıkça işler zora girdiğinde bu tercihleri kullanmakta daha çekingen olduğunu görebiliyoruz. Bu da Emir-Bojan ikilisinin üzerindeki yükü arttırıp, dinlenme sürelerini kısaltıyor. Belki de daha da önemlisi sezon başında inanılmaz oynayan Bojan üzerinde rakip defans konsantrasyonunu arttırıyor. Oysa Ömer-Melih ikilisinin skor üretip katkı verdiği bir ortamda Bojan üzerindeki rakip baskısı da azalacaktır diye düşünüyorum.
3 Numara pozisyonunda Emir-Bojan ikilisi aslında takımın en önemli kozları. Hem oyunu kurma, hem de skor üretme anlamında takımın merkezinde bu iki oyuncu var. Tabi ki biz Obradovic kadar bilemeyiz ama nacizane görüşüm bu iki oyuncunun toplam alacağı sürenin 50 dk civarında olması gerektiği yönünde. Emir o kadar önemli bir oyuncu ki, bu takımın en yetenekli oyuncusu. Tek problemi hala tam olarak halledemediği karar verme şeklinin gelişmemesi. Herşeyini geliştirdi , savunmasını, ribaundlara katkısını, oyun düzenini kurmasını.. Ancak bir türlü doğru karar oranını arttıramadı. Bazen öyle anlarda öyle saçma tercihlerde bulunuyor ki takımın bütün dengesini bozuyor. Yine de bu takım Emir'in takımı. Onun oyun zekası, saha görüşü ve yeteneği kolayca bulunabilecek seviyede değil. Bojan ise bence EL in in komple hücum silahı. Her türlü sayı üretme veryasyonuna sahip. Ve morali yerindeyken öyle hücum ediyor ki, ne yaparsanız yapın onu durduramazsınız. Ancak işte Top16 ile birlikte içine girdiği kaostan çıkması zaman aldı. Hala üç sayılık şutları atarken garip bir şekilde eli titriyor. Tek ihtiyacı kendine güveni, daha önce kaçırdığı sokamadığı şutları değil bundan sonra atacaklarını düşündüğü anda o şutların hepsini sokacaktır.
Sezon öncesi en çok parayı harcadığımız ve belki de en yetenekli oyunculara sahip olduğumuz pozisyon dört numara. Kleiza-Bjelica ikilisi yine hücum tarafında hiçbir takımın sahip olmadığı kadar önemli bir ikili. Sezon başında Bjelica çok iyi başlarken Kleiza'nın kendini bulması oldukça zaman aldı. Ancak şu anda bu iki oyuncu da oldukça iyi durumda. Bjelica boyu ve pozisyonun aksine inanılmaz bir fundamental'e ve oyun zekasına sahip. Emir'den sonra saha görüşü ve oyun zekası en yüksek oyuncu takımda. Oyunun içinde yapamadığı hiçbir şey yok. Aslında tam olarak ona 4 numara demek de haksızlık olabilir çünkü kariyerinin büyük bir kısmında 3 numara gibi oynadı. Yine koysanız yine oynar, hareketli ayakları, yüzü dönük oyundaki başarısı, sahanın her tarafına hakimiyeti ile bu takım için çok önemli bir oyuncu. Emir ile birlikte bu takımda pick&roll oynayabilen tek oyuncu ki uzundan uzuna pick&roll oynandığında bunu savunmak çok daha zor oluyor. Sadece oyunun sertlik kısmında bir nebze daha gelişmesi ve boyunun ve kalıbının gerektirdiği savuma sertliğini sahaya yansıtabilmesi lazım. Kleiza ise bu da mı girer denen şutları bile sokabilen, vücuduyla birlikte ruhunu da sahaya koyduğu zaman her takım için çok büyük bir oyuncu. Ve daha önce bir kez defa söylediğim gibi en zor anlarda bile eli titremeden topu potaya gönderebilen bir oyuncu.
Beş numara pozisyonu belki de takımın 2 numara ile birlikte takımın en zayıf halkası. 2 numara pozisyonunda Emir ve Bojan da desteğiyle bir şekilde tölere edilebilirken maalesef 5 numara pozisyonu özellikle rakipte önemli 5 numaralar olduğu zaman asla tölere edilemiyor. Zoric önemli bir hücum silahı olmakla beraber hem ortayı kapatmada hem ribaundlarda yetersiz kalıyor. Bir de bunlara ilave olarak çok top kaybı yapması ve tercih hataları nedeniyle bazen faydasından çok zararı oluyor. Yeni transfer Sekulic aslında Zoric'den çok da farklı özelliklere sahip bir oyuncu değil. Hücum tarafında farklı hücum varyasyonlarına sahip olmakla birlikte, bizim ihtiyacımız olan , savunmada sertlik sağlayıp ortayı kapatacak oyuncu profilinde değil. Aslında belki de bu ihtiyacı Obradovic görmüyor. Çünkü elinde iyileşmek üzere olan aynı tipte oyuncu olan Oğuz varken hala benzer özellikteki Sekulic'i tercih ediyorsa o zaman kafasındaki oyun setinde öyle bir oyuncu istemiyor demektir. Gerçekçi olmak gerekirse hem ortayı kapatıp hem savunma sertliği sağlayıp hem de hücumda farklı özellikleri olan bir oyuncu istiyorsak hem bulmakta hem de fiyatını ödemekte oldukça zorlanacağımız aşikar. Önümüzde bir Vidmar örneği de var sonuçta. Sezon başında son anda takımda kalmasına karar verilmiş, çoğu zaman Zoric'e göre daha sınırlı dakikalar almış ve BBL de bir çok önemli maçta kadro dışında kalmıştı. Bütün bunlar aslında savunma tarafında ve sertlik tarafındaki özelliklerinden çok hücumda neler yapabileceği önemli Obradovic uzunlarının. Ne kadar Oğuz dahil şu an ki mevcut 3 uzunumuz savunma tarafında çok etkili olmamakla beraber yine de kullanabileceğimiz oyuncu sayısının 3'e çıkması elimizi daha güçlendireceği net.
Tüm bu detayların akabinde takımın top16 nın ikinci bölümüne daha güçlü girdiğini söyleyebilirim. Özellikle yazımın başında belirttiğim gibi Barcelona hariç gruptaki dengelerin çok ortada olması, kendi sahamızda oynayacağımız 4 maçı da kazanabilecek durumda olmamız( Olympiakos, Malaga, EA7, Efes) deplasmanda hiç galibiyet almasak bile toplamda 7 galibiyet ile grupta çıkabilme ihtimalimizi doğuracaktır. Çok zor ama aradan bir de deplasman galibiyeti çıkarırsak işi garantileme şansımız artar. Tabi bu kadar denk bir grupta ikili averaj çok önem kazanacaktır. Olmpiakos'a 13, Malaga'ya 14 sayı farkla yenildiğimizi düşünürsek, bu takımlara karşı alacağımız bu farklardan daha az galibiyetlerin pek bir önemi kalmayabilir.
Yapmamız gereken bu 7 maça sanki sezona yeni başlıyor gibi başlamak, ve mümkün olduğu kadar çok maç kazanmak. Bu maçları kazanırken de ilk maç skorlarını unutmadan oynuyor olmamız gerekli.
Olympiakos tarafında da bu maçın önemi büyük. Takıma sonradan katılan Jamario Moon ile birlikte 4 numara pozisyonunda iyice zenginleştiler.İlk maçta oynamayan Petway de takıma katıldı.  5 numarada ise o kadar etkili ve zorlayıcı olmamaları bizim için iyi haber. İlk maçı düşündüğümüzde bize en çok problem olan oyuncular Spanoulis ve Perperoglu gibi iki eski Obradovic oyuncusu olmuştu. Çok sert ve zor bir maç olacak. Özellikle maça başlama şeklimiz çok önemli. Bugüne kadar tüm maçlarımızda düşük savunma konsantrasyonu ile başlayıp şutları sokan takımlara kaybedip, kaçıran takımlara karşı galip geldi. Bu maçta bu imkanı tanımdan, onlara boş ve rahat şut imkanı vermeden başlıyor olmak çok kritik. Eğer yine onlara bu imkanı tanır ve onlar da bu şutları sokarsa maç çok zora girecektir.
Salona gelecek tüm taraftarların maç boyunca destek olması ve maçın içinde kalması da çok önemli. Rakibin moralini bozup hakem üzerinde etki sağlayacak şekilde maçın içinde olması gerekli tüm taraftarımızın.

Herkese keyifli bir maç galibiyet dileğiyle..

Friday 17 January 2014

Unicaja Malaga Analizi

Top16 da 3.hafta maçları başlıyor. Bu hafta deplasmanda İspanyol Unicaja Malaga ile oynayacağız. Maç öncesinde rakibi analiz etmeye ve bizdeki bazı değişimlerin altını çizmeye çalıştım.
Malaga iki maç sonunda 1-1 galibiyet mağlubiyet ile grupta 5.sırada. Geçen hafta çok çekişmeli geçen maçın ardından İstanbulda A.Efes'i yenerek ilk galibiyetlerini aldılar. İlk maçta ise kendi sahalarında diğer bir İspanyol Laboral'e yenilmekten kurtulamamışlardı. Normalde çok sayı yiyen bir ekip olmamasına rağmen Laboral'den 93 sayı yediler. Eğer rakibiniz %62.5 ile tam 15 tane üçlük atarsa buna yapacak çok birşeyiniz kalmaz aslında. Çok sıradışı bir maç oynadılar Laboral'e karşı. İlk yarıda 33 sayı yediler ancak ikinci yarı tam 60 sayı yediler. Bu maçı çok fazla önemsememek lazım diye düşünüyorum. Oyuncu analizlerine girmeden önce kısa bir iki not söylemek iyi olabilir.
1) Eğer net bir savunma ribaundu alırlarsa çok hızlı fastbreak'e çıkıp çok kısa sürede basketi buluyorlar. Ancak sete yerleşmişlerse mutlaka top çok fazla dönüyor. En uygun şutu bulana kadar topu çeviriyorlar.  Eğer uygun bir poziyon bulamazlarsa top kısaların elinde kalıp onların yaratıcılığına kalıyorlar.
2) Etkili pota altı oyuncuları yok. Genelde uzunlar asist aldıklarında sayı buluyorlar. 3 adet 5 numaralarının toplam sayı üretimi 17.5 . (Bu bizim için iyi haber).
3) Özellikle kendi sahalarında 75 sayının üstüne çıktıklarında maçları kazanıyorlar. Kendi sahalarında 75 in üzerine çıkıp yenildikleri tek maç Laboral maçı.
4) Çok dengeli bir rotasyonları var. Genelde en az 10 oyuncuyu rotasyona sokuyorlar. Ne skor ne ribaund ne de asist olarak çok öne çıkan oyuncuları yok. Takım olarak tamamını paylaşıyorlar. Her maçta süre olan oyuncularının dağılımı değişiyor. Bir maç 25 dakika süre alan bir oyuncu bir sonraki maç 10 dakika alabiliyor. Yani rakibe göre oyuncu seçiyorlar.
Oyuncu analizlerine gelirsek:
Point guard pozisyonunda 2 oyuncuyu kullanıyorlar. Bunlardan Earl Calloway yaklaşık 21 dakika süre alıyor. 8.4 sayı, 3.5 asist, 2.3 ribaund ve 1.3 top kaybı ile oynuyor. Takımın en güvenilir oyuncularından biri. Çok sıkı bir savunmacı değil ancak hücumda çok alternatifli bir oyuncu. Bir kere oyun zekası yüksek, ne zaman ne yapması gerektiğini iyi biliyor. Çok keskin olmamakla birlikte iyi bir şutör. Jayson Granger biraz daha dengesiz bir oyuncu. Bir maç çok iyi bir maç vasat oynayabiliyor. Yaklaşık 19 dakika sahada kalıyor ama karar anlarında genelde Calloway daha çok sorumluluk alıyor. Yalnız şunu da söylemek lazım eğer gününde ise çok tehkileli bir oyuncu.
2-3 numaralarda 4 oyuncu ön plana çıkıyor. Bu pozisyonda en önemli oyuncuları Zoran Dragic. Sloven oyuncu önemli bir hücum silahı. Takımın en çok süre alan ve en çok sayı üreten ikinci oyuncusu. %41.7 ile üçlük, %50 ile iki sayılık atıyor. Birebirde oldukça etkili. Oyun sıkıştığı zaman sorumluluk alan oyunculardan biri. İyi savunulması ve boş bırakılmaması gerekiyor. Eğer savunmacısı ondan bir adım gerideyse bunu ya şut ile ya da yanında geçip potaya giderek cezalandırıyor. Ryan Toolson Karşıyaka'dan tanıdığımız bir oyuncu. O da bazen alel alev yanıyor ve imkansız şutları bile sokuyor. Bazen de oyun disiplininden çıkıp eline geleni potaya salladığı için takıma zarar verebiliyor. Orta seviye takımlarda rol alabilecek bir oyuncu. Aslında Malaga'nın sabırlı set oyunları saçma sapan çabuk şutları ile bozabiliyor. Yine de dikkat edilmesi gereken bir oyuncu. Carlos Suarez bu pozisyondaki herşeyi biraz biraz yapan en komple oyunculardan biri. Güçlü fiziği ve çabuk ayakları ile savunmada çok etkili. Büyük ihtimalle Bojan'ı savunma işini ona vereceklerdir. Sergi Vidal bu üçlünün biraz daha gerisinde kalıyor. Daha az süre alıyor.
4 numara pozisyonunda önemli bir oyuncuları var. Nik Caner-Medley takımın en önemli oyuncusu. 13.8 sayı 5.5 ribaunt ile bu iki kategoride takım lideri. Her işi yapan oyunculardan. Onu savunmakta sıkıntı yaşayabiliriz. Özellikle formsuz bir Kleiza'nın başına dert olacaktır. Kuzminskas ve Sabonis ortalama oyuncular. Kuzminskas Sabonis'e göre biraz daha etkili ve faydalı ama çok da problem yaratacak oyuncular değiller.
5 numara ise en zayıf noktaları. Ellerinde yakından tanıdığımız Stimac, eski Barcelona'lı Fran Vazquez ve Rafael Hettsheimer var. Vazquez çok iyi bir ribauntçu, uzun kolları ile ayrıcı önemli bir blok tehdidi. Stimac sırtı dönük oyunları zayıf bir rakip bulduğu zaman iyi oynayabiliyor, ama biraz fiziksel mücadeleye girdimi bitirme yüzdesi çok düşüyor. Hettsheimer de çok yetenekli olmasa da kalın fiziği sayesinde pota altında savunmada rakipleri zorluyor. Sonuç olarak hiçbiri tehdit değil.
Genel olarak bizim seviyemizde bir takım olduklarını söylemek doğru olmaz. Hem kadro olarak hem basketbol olarak onlardan üstünüz. Ancak birazdan paylaşacağım istatistikler bizim de sezon başına göre daha kötü durumda olduğumuzun ve kendi evinde iyi oynayan Malaga karşısında net bir favori olmadığımızın göstergesi olacaktır.
Kendi sahamızda aldığımız Barcelona mağlubiyeti sonrası bu maçın önemi oldukça arttı. Deplasman galibiyeti alma ihtimalimizin yüksek olduğu 3 takımdan biri Malaga. Üstelik bu maçtan da galibiyet alamazsak takımın toparlanması çok kolay olmayacaktır ki haftaya da kendi sahamızda Panathinaikos'u ağırlayacağız. Tüm bunların doğrultusunda yenebileceğimiz ve mutlaka yenmemiz gereken bir rakiple oynuyoruz.
Dakika dağılımını Emir ve Bojan'ın üzerinden biraz alır, maç boyunca diri kalmalarını sağlarsak, Bjelica ve Bo'nun son zamanlardaki yüksek performansı devam eder ve , Melih-Ömer-Kenan-Metecan dörtlüsünden aldığımız verimi arttırabilirsek ve son olarak Vidmar-Zoric ikilisinden 15 sayının üzerinde skor bulabilirsek maçı kazanabiliriz.
Screen Shot 2014-01-14 at 7.12.23 PM

Screen Shot 2014-01-14 at 7.14.07 PM


Screen Shot 2014-01-14 at 7.14.38 PM

Friday 10 January 2014

Fenerbahce-Barcelona 73-76.. Gücümüz yetmedi

Maalesef ikinci haftada ikinci mağlubiyeti aldık, üstelik kendi sahamızda. Top16 turunda eğer bir sonraki step için hedef koyuyorsak kendi sahamızda yenilme lüksümüz pek yok. Bu mağlubiyet ilerleyen haftalarda bize büyük pişmanlıklar yaratabilir. İlk iki haftada aldığımız iki mağlubiyette rakipler avrupa devleri. Ancak artık bizim hedeflerde o devlerin hedefleri ile aynıysa eğer yok Olympiakos son iki senenin şampiyonu, yok Barcelona şöyle takım böyle takım deme şansımız artık pek kalmıyor. Bu seviyede rakibin kim olduğunun önemi yok. Kim gelirse karşınıza özellikle kendi sahanızda vurup geçmemiz lazım. Çok iyi bir örnek Empario Milano takımından geldi. Olympiakosu özellikle ikinci yarında parçalayıp 30 sayı farkla evlerine gönderdiler. Bizim de rakip kim olursa olsun, burası bizim evimiz, burada kral biziz mesajı vermeliyiz.
Dün akşam aslında çok da iyi olmayan bir Barcelona vardı karşımızda. Navarro'nun olmayışı, uzunların erken faul problemine girmeleri, şut performanslarının özellikle yayın arkasından kötü olması bize maçı kazanmak için yeteri kadar imkan vermişti. Ancak bu seviyede artık maç kazanabilmek için oyuna katkı veren oyuncu sayısını çok arttırmanız lazım. Kleiza+Zoric den toplam 4 sayı bulduğumuz bir maçı kazanmamız çok zor. Buna bir de Bojan+Emir ikilisinin 9-0 üçlük attığını düşünürsek maçı kazanmak artık mucizelere kalıyor. Yine de o veya bu şekilde, Melih'in ekstra katkısı, Bo ve Bjelica'nın direnci ile maçı son topa getirebildik. Ve ne ilginçtir ki maç boyunca bir tane boş şut atamamışken son topu bomboş bir pozisyonda takımın en skorer ve en iyi şutörü olan Bojan'ın ellerine bıraktık. Olmadı maalesef olmadı.
Aslında maçın bizim açımızdan kilit noktalarından biri iyi şut sokmaktı. Rakip uzunların bizim uzunlara üstünlük sağlayacağı ve içerden sayı üretemeyeceğimiz zaten çok netti. Maç boyunca da böyle oldu. Pota altına hiç giremedik, hiç bir kolay atış bulamadık. Dışardan da şutları sokamayınca Barcelona savunması çok daha içeri gömülmeye başladı. Bu Tomic ve Dorsey'in faul problemine girmesine sebep olsa da bizim içerden sayı üretme şansımızı doğurmadı. Gerçeten bu seneki en sert pota altı savunmasına karşı oynadık.
Bugüne kadar sıkıştığımız tüm anlarda yıldızlarımızdan birinin çıkıp maçı çevirmesine şahit oluyorduk. Dün ise ara ara Bjelica ve Melih'in bir ivme getirebilecek hareketlenmelerinin devamını bir türlü getiremedik. Son çeyrekte oyunu koparabilecek şansları yakaladık aslında. Ancak arka arkaya 6 hücumdan boş döndük, şutlar bir türlü girmedi. Olmayınca olmuyor maalesef. O dönemde arka arka iki şutu sokabilsek maçın sonucu çok farklı olabilirdi.
Maalesef önemli bir tehlike bizi bekliyor. Dünkü maçta kötü gününde olduğunu söyleyebileceğimiz Bojan'a yüklenen çok kişi olabilir. Ancak Bojan tüm tam 36 dakika sahada kaldı. Ve bugüne kadar ki en sert savunmaya karşı bu kadar süre oynadı. Takımın ve EL'in en skorer oyuncusu olması nedeniyle rakip savunmaların onun üzerindeki baskısı her geçen maç artıyor. Hiçbir topu rahat kullanmadı, ne sırtı dönük ne yüzü dönük oynatmadılar onu. Sürekli ikili sıkıştırmalarla fazlasıyla yıprattılar ki biz de buna çanak tuttuk. Bir dönem bütün topları onun eline bırakıp bir şekilde sayı üretmesini bekledik çünkü bugüne kadar bunu çokça yaptı. Kenarda nefeslenmesine izin vermedik. Bir oyuncunun şut performansı yorgunluğu ile birebir ilişkilidir. Bu kadar yorulursan eğer hatta arada top getirme işi sana kalmışsa şut da kaçırırsın turnike de. Bu sene ilk defa Emir'in maç sonu istatistiklerinde asist top kaybı sayısı aynı oldu ve bu maalesef 3. Normalde 15 üzeri asist ortalaması ile oynarken bu maçı toplam 8 asist ile tamamladık ki bu asistlerin içinde takımın orjinal point guard larının bir tane bile asisti yok.
Tehlike şu, rotasyon maçlar zorlaştıktça daralıyor. Emir-Bojan-Bo-Bjelica'nın aldığı süreler gittiçe artıyor. Bo kenardayken Kenan'ı kullanmak ismedi Obradovic ve Emir ile, Bojan ile top getirmeye başladık. Bu şekilde bu oyuncuların verimlerinin yüksek olmasını bekleyemeyiz. Mutlaka sorumlulukları ve dakikaları düşmek zorunda. Bugüne kadar ben de Obradovic gibi transfere gerek olmadığını düşünüyordum, ancak Barış'ın tamamen devre dışı kaldığı, Kenan'ın tecrübe eksikliğinin giderek sırıttığı bu maçlarda acilen bir point guard ihtiyacımız olduğu ortaya çıkıyor. Dünkü kadroda Ömer, Metecan ve İzzet dakika almadılar. Kenan sadece 5 dakika sahada kaldı, eğer Melih dünkü gibi oynamasaydı o da en fazla 5 dakika civarında süre alacaktı. Geriye sadece 8 (hatta 7) oyuncu kalıyor ve bu oyuncular içinde kısa rotasyonun da Emir-Bojan ikilisinin süreklilik sağlaması çok zor. Biran önce ya transfer yapmalı ya da rotasyondaki oyuncuların sayısını arttırmalıyız. Tabi şu an transfer yapsak bile ancak 8.maçtan sonra oynayabilecek olduğunu unutmamız lazım.

Son olarak biraz Kleiza'dan bahsetmek istiyorum. Ne yapıyor ne yapmak istiyor problem ne bilemiyorum. Ancak Avrupa Şampiyonasında en iyi beşe giren, kariyeri boyunca hep üst düzey basket oynamış, ve bize gelirken bu senenin en büyük transferi olarak sükse yapmış bir oyuncu Kleiza. Portföyünde yüzü dönük, sırtı dönük, yakın mesafe uzak mesafe, her türlü hücum opsiyonunu taşıyan bir oyuncu. Ama şu an öyle bir halde ki, potaya bakmaya çekiniyor. Sorunun kesinlikle psikolojik olduğunu düşüyorum. Yalnız onu bu sorunuyla ve bu performansı ile bırakma şansımız pek yok. Onu mutlaka kazanmalıyız. Nasıl yapılır ne edilir bilmiyorum ama ondan katkı alamazsak bu seviyeden sonra işimiz çok zor olacaktır.

Wednesday 8 January 2014

Barcelona Analizi

Aslında tam olarak bir analiz yapmayacağım Barcelona hakkında, çünkü rakibi yaptığımız iki maçtan gayet iyi tanıyoruz. Yine de maç öncesi görüşlerimi paylaşmak açısından bu yazıyı hazırlamaya karar verdim.
Barcelona dan bahsederken en öne çıkan özelliği olarak herkesin aklına Huertas ve Navarro gibi kısalar gelebilir öncelikle. Sonuçta Navarro bu takımın efsane oyuncusu. Barcelona denildiği zaman akla gelen ilk  oyuncu. Ancak bana göre bu takımın en büyük gücü uzun rotasyonu. Birbirini tamamlayan ve bir çok özelliği olan çok sayıda uzunu var bu takımın. Zaten sezon başında da iyi olan rotasyona şimdi Erazem Lorbek de dahil oldu. Sakatlığı nedeniyle kaçırdığı maçların ardında 3-4 maçtır süre almaya başladı. Bir kez daha hatırlarsak eğer bu rotasyonu:
Ante Tomiç: Bana göre şu an Avrupa'nın en zeki uzunu. Bir guard kadar oyun görüşü ve pas yeteneği var. Uzun boyu ve kolları sayesinde en uygun pozisyondaki oyuncu bulma ve ona topu ulaştırma konusunda çok başarılı. Tabi tek özelliği bu değil, hızlı ayakları sayesinde birebir savunmada rakiplerine oldukça zor anlar yaşatıyor. Hareketli oyunu ile pota altında uygun bir yerde topla buluşma ihtimali de yüksek. Yüzü dönük oyunda da hiç fena değil, orta mesafe şutu da eğer boş pozisyon yakalarsa kullanıyor ve cezayı kesiyor. Tek zayıf yanı fiziksel olarak çok da güçlü olmaması. Sırtını dayayıp rakibi ittire ittire potaya yaklaşabilen bir uzun değil. Nasıl savunmalıyız diye düşündüğümüzde, bir kere sert olmayılız, potaya yakın top aldırmamalıyız. Eğer topu yakın alırsa ya yanınızdan dönüp atabilir ya da uzun kolları ve boyu sayesinde hook atışı ile sayıyı bulabilir. Bu nedenele mümkün olduğu kadar potadan uzak tutmalı ve ikili sıkıştırmaya gitmemeliyiz. İkili sıkıştırma yaptığımız anda boştaki oyuncuyu sahanın neresinde olursa olsun bulacaktır.
Erazen Lorbek: O da eski dönemlerindeki Nenad Kristic (Şu anda aşırı formsuz olduğu için eski halinden bahsediyorum) ile birlikte sırtı dönüp pivot oyunlarını en iyi oynayan uzunlardan biri. Yumuşak bileği sayesinde ne kadar fiziksel itişme içine girerse girsin yumuşak bir atışla sayıyı mutlaka buluyor. Sağdan soldan her taraftan dönebiliyor. Pas yeteneği o kadar yüksek değil ama yine de bu hiç pas veremiyor anlamına gelmiyor ancak Tomic'e yapmadığımız ikili sıkıştırmaları ona yapabiliriz, çünkü birebir de mutlaka bizim uzunlarımızı yenecektir.
Joey Dorsey: Bence Maccabi deki Schortsianidis dahil avrupanın en güçlü uzunu. Sadece güçlü değil aynı zaman çok da atlet. Geniş omuzları sayesinde pota altında çok yer kaplıyor ve bu ona ribaundlar konusunda çok yardımcı oluyor. Tam savunma ribaundu aldım bu sefer dediğin anda bile üzerinize çıkıp o topu elinizden alabilir. Ona karşı hücumda rahat oynamanız mümkün değil, ona sırtınızı dönüp rakip potaya yaklaşmanız da çok kolay değil. Ancak Tomic ne kadar zeki ve yetenekli ise o da o kadar ters bi oyuncu. Bazen pota altında bomboş bile kaçırabiliyor, en garanti basketi içine vurmak :) Hücum ribaunda almaması için mümkün olduğu kadar box out edilmeli.
Maciej Lampe: Lorbek'in dönüşüyle onun aldığı süreler biraz azaldı. Ancak o da çok komple bir uzun, bizim takımda görmeyi çok isterdim. Oyunun her tarafını çok iyi oynuyor ve Tomic hücumda ne kadar zekiyse o da savunmada o kadar zeki. Oyunun görünmeyen taraflarında çok faydalı, her deliği kapatıyor , herkese yardıma gidiyor. Savunmada ribaundların alınabilmesi için güçlü fiziği ile herkesi boxout ediyor. Hücumda da çok faydalı, şut atıyor, sırtı dönük yüzü dönük oynuyor, dönen topları kovalıyor, boş adamı bulabiliyor. Hiçbir şeyde mükemmel olmasa bile (bence savunmada mükemmel) herşeyi yapabilen komple bir uzun.
Bostjan Nachbar: İspanyada oynadığımız ve yenildiğimiz maça kadar tam olarak devreye girememişti. Onun için ilk analizimde mutlaka rahat bir maçta iyi bir performans vermeli ondan sonra açılacaktır diye yazmıştım. O da bizim maça denk gelmiş ve bu sezonki en iyi maçını çıkarmıştı. Bizim maça kadar 16/3 attığı üçlükleri bizim maç ve sonrası 14/6 ya çekti. Takımın en yumuşak olmakla beraber en hücumcu uzunu. Yayın gerisinden tutturduğu zaman çok tehlikeli olabiliyor. Bazen 3 numara kadar hareketli oynayabiliyor. Coşmadığı zamanlar bana göre takımın diğer uzunlarına göre en kabul edeceğimiz oyuncu.
Onlara yenildiğimiz maçta bir iki nokta ön plana çıkmıştı.
1) İlk çeyrek 35 sayı yiyip sadece 15 sayı atmış ve 20 sayı geri düşmüştük.
2) Ribaundlarda 41-25 ezilmiştik
3) Uzun oyuncuların katkıları arasındaki fark maçın belirleyicisi olmuştu:
Barcelona Uzunları: 46 sayı, 25 ribaund, 9 asist
Fenerbahçe Uzunları: 24 sayı(20 sayı Bjelica) 16 ribaund(11 ribaund Bjelica) 3 asist(Zoric maçı 0 sayı, 1 ribaund ve 6 top kaybı ile -14 verimlilik puanı ile tamamlamıştı)
Maçın özeti aslında bu üçüncü madde. Şimdi bu uzun rotasyonuna Lorbek de eklendi.  Yani bu hafta oynanacak maçın bir tane şifresi var. Bırakalım Navarro , Huertas, Papanikalaou veya bizim tarafta Bojan ile Emir ne yapacak diye konuşmayı. Bu maçın belirleyecisi uzunların performansı olacak. Açıkcası bizim uzunlardan onlardan daha iyi istatistiklerle maçı bitirmesini beklemek hayalcilik olur. Ancak bizim uzunların onların uzunlarının performansını aşağı çekmesini bekleyebiliriz. İkinci maçtaki gibi bir istatistike ulaşmaları durumunda maçı kazanamayız. Özellikle Vidmar ve Zoric'in savunmada çok sert durmaları ve asla Bjelica-Kleiza ikilisinin aynı anda sahada olmamaları gerekiyor. Bu ikilinin savunma sertliğin sağlamaları ve rakip uzunları savunmaları neredeyse imkansız. Vidmar-Zoric ikilisinin de mutlaka faul haklarını düzgün kullanmalı ve basit faullerden uzak durmaları gerekiyor. Eğer bir şekilde onların uzunları savunursak o zaman bir şekilde taraftarımızın da desteği ile Bojan ve Emir'in ve onlara destek verecek Bo McCalebb'in iyi oyunları ile maçı kazanabiliriz.

Bu maçın kazanılması gruptaki geleceğimiz açısından büyük önem taşıyor. Öncelikle zaten sahamızdaki tüm maçları kazanmalıyız. Üstelik geçen hafta gruba mağlubiyet ile başlamış olmanın dezavantajını taşıyoruz. Bu maçta alınabilecek bir mağlubiyet takımın bugüne kadar sağladığı güveni kırmaya neden olabilir. Diğer taraftan eğer bu maçı kazanırsak haftaya gideceğimiz Malaga deplasmanından alacağımız bir galibiyet ile Panathinaikos maçına çok daha iyi bir durumda çıkabiliriz.

Monday 6 January 2014

Top16 İlk Haftanın Ardından

Zorlu E grubunda ilk hafta maçları tamamlandı. Favorilerin kazandığı bir hafta oldu diyebiliriz ilk hafta için. Burada favorilerin kazanmasından çok nasıl kazandığı daha önemli belki de. Panathinaikos normal sezonda D grubunda son sıradan Top16 ya yükselmesine rağmen ilk hafta Empario Milan'ı rahat geçerek iç saha galibiyeti ile yeni bölüme  başladı. 19 top kaybı yaptıkları bir maçta ribaundlardaki ezici üstünlükleri sayesinde (39-22) çok da zorlanmadan galibiyete ulaştı. Lasme 13 ribaundu , Diamantidis de 11 asisti ile ilk haftanın bu kategorilerde liderleri oldular. D grubundan gelen diğer bir takım olan Laboral de deplasmanda Unicaja Malaga'yı ikinci yarıdaki etkili oyunları ile yenmeyi başardılar. Laboral 22 asistini 12 top kaybıyla yapabilirken , Malaga 9 asist yapıp 8 top kaybıyla maçı bitirdi. Tabi maçın asıl kilit noktası bu değildi. Laboral inanılmaz bir şekilde %62.5 ile tam 15 üçlük isabet buldu. Bunda da başrol de Andres Nocioni vardı(4-4 üçlük isabeti buldu). Barcelona ise rahat bir maç sonunda A.Efes'i 19 sayı farkla devirip ilk haftanın lideri oldu. Grup öncesi beklentilerim doğrultusunda ilk dört için öncelikli aday 5 takımdan 4 ü haftayı galibiyetle tamamladı.(Zaten 5'inin birden kazanma şansı yoktu:) )
İlk tur gruplarında A ve D grupları en zor gruplar olarak dikkati çekmişti. Bu gruptan gelen takımlar içinde bizim haricimizde yenilgi alan diğer takımlar ise Partizan ve Lokomotiv oldular. Partizan'ın zaten EL'in en büyük favorisi RM karşısında bir galibiyet çıkarması çok olası görülmüyordu. Lokomotiv ise CSKA'yı oldukça zorlamasına ve maçı uzatmaya taşımasına rağmen maçtan galibiyet çıkaramadı.
Daha 13 hafta var maçların tamamlanmasına. Ve bizi birbirinden zorlu ve heyacanlı maçlar bekliyor. Yine de bu tahmini yaparak işe biraz heyecan katmak istiyorum. Top16 sonrasında grupların ilk dörtleri şu şekilde oluşacak.
E Grubu
1) Barcelona
2) Panathinaikos
3) Olympiakos
4) Fenerbahce
Pana ile Oly yer değiştirebilir
F Grubu
1) Real Madrid
2) CSKA
3) Maccabi
4) Lokomotiv Kuban

Sunday 5 January 2014

Olympiakos-Fenerbahce 95-82.. Eski öğrencilerinden Obradovic'e acı ders

Top16 maçlarına deplasmanda aldığımız Olympiakos yenilgisiyle başladık. Maç boyunca genelde Olympiakos kontrolünde geçen maç içinde bir iki kez rakibi tedirgin edecek şekilde yaklaşmamıza rağmen indirici darbeyi vuramayıp deplasmandan galibiyet çıkaramadık. Maçın analizine geçmeden önce şunu belirtmekte fayda görüyorum. Obradovic'in de maçtan sonra dediği gibi rakibimiz maçı bizden daha çok istedi. Bunda özellikle Yunan liginde almış oldukları yenilgilerin ve Obradovic'e karşı oynamanın ekstra bir motivasyon sağladığını belirtmek lazım.
Olympiakos analizinde belirttiğim bir kaç konu maç içinde aleyhimize gerçekleşti maalesef. Rakibin en önemli silahı Spanoulis maçı 28 sayı, 9 asist, 5 ribaund ve bunların bileşiminde 39 verimlilik puanı ile bitirdi ki bu puan onun kariyer rekoru. Maç boyunca onu durdurmakta oldukça sıkıntı çektik. Ne Bo, ne Ömer, bazen Emir onun karşısında duramadı. Maç öncesi endişelerimden biri olan Kenan'ın savunmasına bir şans verdi Obradovic ama ancak 3-4 dakika dayanabildi. Aslında Spanoulis'i çok yakından tanıyan Obradovic'in onun etkinliğini biraz olsun azaltabileceğini ummuştum ancak maalesef bu gerçekleşmedi. Hem içerden hem dışardan resmen bizi denize döktü Spanoulis. Üstün oldukları 1 numara pozisyonunda Acie Law'un yokluğuna rağmen ezici bir üstünlük sağladılar. Spanoulis haricinde Sloukas-Mantzaris ikilisinde de 11 sayı 6 asist 5 ribaundluk bir katkı alarak toplamda guard üçlüsünden 39 sayı, 15 asist 10 ribaund çıkardılar. Bizimse Bo-Kenan ikilisinin toplamında 4 sayı 1 asist aldığımız düşünülürse gerçekten ne büyük bir fark yarattıkları çok net ortaya çıkıyor. Diğer bir konu 3 numara pozisyonu idi. Burada Lojeski-Perperoglou ikilisinin ağır basacağını tahmin etmiştim ki maalesef bu da gerçekleşti. Bu ikiliden de 35 sayı 8 ribaundluk bir katkı aldı Olympiakos ve bu konuda da bizi denize döktüler. Bojan'ın bırakın ekstra oyunu normal standardının bile altında kalması, bir tane bile üçlük sokamaması bizim işimizi iyice zorlaştırdı. Kleiza-Bjelica ikilisinin de maça ağırlığını koyamaması nedeniyle 5 numara pozisyonundan beklediğimiz ve aldığımız iyi sonuca rağmen yenilgi kaçınılmaz oldu. Maçın genel istitastiklerine baktığımızda da Bartzokas'ın dediği gibi 20 asist yaptıkları bir maçta sadece 4 top kaybı yaparak  normalde %150 civarında olan asist/turnover ratio ları bu maçta %500 gibi inanılmaz bir rakama ulaştı. Maçta bizim lehimize iyi olan tek şey 5 numaralardan aldığımız katkı haricinde Emir'in iyi performansı idi. Gerçi benim aklımda şöyle bir şey var, tam istatistiğini çıkarmadım ama, Emir'in çok iyi olduğu normal üstü olduğu maçları biz genelde kaybediyoruz. Eğer Emir o gün takımın en iyisi ise, demek ki takımda işler yolunda gitmiyor ve herşeyi o yapmak zorunda kalıyor. Bu maçta onlardan biriydi. Ne Bojan, ne Kleiza ne Bjelice hatta Bo McCalebb hiç devreye giremediler ve maça ağırlık koyamadılar. Tabi bu kadar yıldızlarının iyi performansına bağlı bir takım olmamız nedeniyle onların tıkandığı gün takımın iyi sonuç almasını beklemek için henüz oldukça erken. Belki bir sene sonra daha bir takım olmaya başladığımız zaman bu tarz kötü performanslara rağmen maç kazanabilir hale gelebiliriz.
Tabi şunun altını çizmek lazım, maçın bitmesine 2 dakika kala Emir'in üçlüğü ile skora 78-75 e getirmiştik. Bu andan itibaren 4 tane üçlük arka arkaya yiyince (2 tane Perperoglou, 1 tane Spanoulis ve 1 tane de Lojeski) maçı geri getirme şansımız kalmadı. Yıldızlarımızın böylesine düşük performans ile oynadığı bir günde son iki dakikaya 3 sayı geride girmek maçı kazanmak anlamında büyük bir şansdı. Ancak bütün topların el yaktığı o anlarda Olympiakos oyuncularının hiç elleri titremeden 4 üçlüğü arka arkaya sokması da bizim açımızdan büyük şansızlıktı.
Bir diğer konu da yaptığımız 8 adet top kaybı. Aslında ortalama 11 civarında top kaybı yapan bir takım olarak 8 top kaybı gayet makul gibi duruyor. Ancak öyle anlarda maçın öyle kırılma anlarında öyle saçma sapan top kayıpları yaptık ki etkisi çok ağır oldu.
Bu zor grupta kendi sahamızda bile galibiyet alırken oldukça zorlanacağız. Olympiakos gibi bir deplasmandan galibiyet çıkarmak zaten çok olası deği. Ancak bu maçı geride bırakıp Perşembe günü oynayacağımız Barcelona maçına çok yüksek konsantrasyonla çıkmamız ve mutlaka galibiyet almamız lazım. Barcelona analizinde değineceğim ancak önden şunu söyleyebilirim , Barcelona şu an ki haliyle bizim grubun öncelikli favorisi durumda. Normal sezonda karşılaştığımız Barcelona'dan çok daha zorlu bir Barcelona ile karşılaşıyor olacağız. Ona göre hazırlanmalı taraftar olarak da maçı bu zihniyetle izlemeliyiz.
Screen Shot 2014-01-05 at 3.39.05 PM

Wednesday 1 January 2014

Top16 Grubumuz

Merakla beklediğimiz Top16 grupları belli oldu. Grup birincisi olarak E grubunda yer aldık. Grubumuz 3 İspanyol, 2 Yunan, 2 Türk ve 1 İtalyan takımından oluşuyor:
Group E                                                     Group F
Fenerbahce Ulker                                  Real Madris
Olmpiacos Piraeus                                Maccabi Electra
EA7 Emporio Armani                           CSKA Moscow
Laboral Kutxa Vitoria                          Galatasaray Liv Hospital
FC Barcelona                                           Zalgiris Kaunas
Unicaja Malaga                                     Lokomotiv Kuban
Anadolu Efes                                           Partizan NIS
Panathinaikos Athens                         FC Bayern Munich
İlk bakışta, takımların isimleri ile değerlendirdiğimizde bizim grup daha zorlu gözüküyor. Sanırım tercih hakkımız olsa şu an için grubu ikinci bitirip CSKA yerine F grubunda olmayı tercih ederdik. Çünkü F grubunda en az üç takım (Partizan, Bayern ve Zalgiris) hiç bir şekilde ilk dörde oynayabilecek durumda değil. Bizim grubun en zayıfı ve şansı olmayan tek takım olarak Anadolu Efes görünüyor. Onun dışında Olympiacos herkesin bildiği gibi ilk tur gruplarını mağlubiyet almadan kapatan iki takımdan biri. Son iki senenin şampiyonu ve oturmuş düzenleri ve sistemleri ile bu senenin yine en büyük favorilerinden. Barcelona'yı zaten ilk turdan tanıyoruz, sırf bu senenin değil her zaman bu ligin en büyük favorilerinden. Panathinaikos ne kadar ilk tur grup maçlarında fazlaca mağlubiyet almış olsa da (5/5)  yine grubun en zorlu takımlarından biri olacaktır. Laboral ise yine D grubundan gelen ve zorlu grubu 4 mağlubiyetle kapatan bir diğer güçlü takım. Bu takımların analizlerini maçlar geldiğinde daha detaylı yapacağım. İlk olarak grubun ilk tur sonunda oluşan istatistiklerine şöyle bir kabaca bakınca aslında çarpıcı bir iki durum ortaya çıkıyor.
Screen Shot 2013-12-25 at 11.32.08 AM
Gruptaki takımların bir çoğunun daha çok atan daha az savunan takımlar olduğunu görüyoruz. En çok sayı atanlar listesinde ilk 8 de 5 takım bizim grupta. Yenilen sayılarda ise ilk sekizde sadece 2 takım var.  Bu da grubumuzdaki takımlar daha çok atarak kazanmaya daha yakın takımlar olduğunu söyletebilir. Bu bizim için avantaj mı dezavantaj mı sorusu biraz karmaşık aslında. Biz bugüne kadar 80 sayının altında kaldığımız maçları kazanamadık(bir tek barcelona maçı hariç). Bu da savunması ile öne çıkmayan grubumuzda bizim için avantaj sayılabilir. Aynı şekilde bizi yenen tüm takımlar savunmaları ile değil bize karşı yüksek yüzdeyle şut soktukları için galibiyet aldılar. Düşündüğümüzde Tofaş, Banvit,Barcelona, Partizan ve Karşıyaka bize karşı inanılmaz şut soktular. Şimdi bu durumda iyi hücum eden takımlara karşı ne yapacağımız sorusu büyük bir soru işareti olacak. Bir de bu hücumların ilk göstergesi asist sayılarına bakarsak Barcelona ve Olympiakos maç başına 18 in üzerinde asist ortalamalarıyla öne çıkıyor. Bunların arkasına Panathinaikos geliyor. Diğer bir önemli istatistik de hücum ribaundları. Özellikle bizim bazı maçlarda savunma ribaundları almakta büyük sıkıntı çektiğimiz düşünülünce bu istatistikin önemi daha da artıyor. Neyse ki grupta Malaga ve EA7 takımları haricinde bu konuda grubun durumu çok da iyi değil. Ancak Malaga 13.4 ortalama ile tüm takımlar içinde 2.sırada. Bizim için büyük tehlike oluştaracaktır. Genel şut yüzdelerinde de bizimle beraber üç takım daha ilk 8 içinde yer alıyor ki bu da zaten takımların hücum güçlerinin ne kadar yüksek olduğunun bir diğer göstergesi. Maçlar başladıkça rakip takımların detaylı analizlerini de sizlerle paylaşacağım.

Sonuçta oldukça keyifli 14 maç bizleri bekliyor. Kendi evimizde oynayacağımız tüm maçları kazanmamız çok önemli ve tabi ki yeterli değil. Deplasman maçlarından en azından 4 maç kazanmamız bizim grubu ilk iki içinde bitirmemiz sağlayacaktır. Hem saha avantajını almak hem de karşı gruptan gelebilecek olan Real Madrid den kaçmak anlamında çok önemli.

Olympiakos Analizi

Sabırsızlıkla beklediğimiz Top16 maçları bu hafta deplasmanda karşılaşacağımız Olympiakos maçı ile başlıyor. Karşımızda son iki senenin EL şampiyonu ve bu sene normal sezonu yenilgisiz bitiren iki takımından biri var. Geçen seneye göre kadrosundan oldukça önemli isimleri kaybetmiş olmasına rağmen regular sezonu C grubunda yenilgisiz bitirerek bizim de bulunduğumuz E grubunda kendilerine yer buldular.
Kadro yapısıyla başlarsak , öncelikle giden oyunculardan biraz bahsetmek lazım. Geçen senenin şampiyon kadrosundan çok önemli yıldızları kaybettiler. Pero Antic Atlanta Hawks’a, Papanikalaou Barcelona’ya, Hines CSKA’ya transfer olarak çok daha büyük kontratlara imza attılar. Bunların haricinde, Josh Powell, Shermadini, Gecevicius, Doron Perkins gibi oyuncularda takımdan ayrıldılar. Bunların yerine Brent Petway, Bryant Dunston, Cedric Simmons, Mirza Begic, Dimitrios Agravanis ve Matthew Lojeski transfer edildi. Bir zamanların sadece yıldız ithal eden takımı artık yıldız ihraç edip daha mütevazi oyuncular transfer etmeye başladı. Daha bundan birkaç sene önce, Linas Kleiza’nın oynadığı takımdaki oyuncuları hatırlayınca takımın ne kadar büyük bir evrim geçirdiğini söylemek sanırım yanlış olmaz( Linas Kleiza, Papaloukas, Josh Childress ki inanılmaz bir sükse yapmıştı NBA den gelirken, Bourousis, Halperin, Teodosic, Schortsanitis). Bu muhteşem kadro ile alamadıkları EL şampiyonluğunu çok daha mütevazi bir kadro ile aldılar.
Ivkovic’in inanılmaz coaching’i ve takımdaki her oyuncunun ekstra performansları sayesinde iki mucize şampiyonluk(İkinci şampiyonluğu şu an ki coacları Bartsokas ile) aldılar. Ve o sistem artık coach da değişse oyuncular da değişse aynen devam ediyor. Bu kadar güç kaybetmelerine rağmen yine regular sezonda grubu süpürüp 10-0 lık bir sonuç elde ettiler. Tabi burada bence C grubunun diğer tüm gruplara göre daha kolay takımlardan oluştuğunu da söylemek lazım. Gruba ikinci seri başı olarak gelen Siena’nın top16 ya kalamayacak kadar kötü olduğu bir senede çok rahat bir normal sezon geçirdiler. Açıkcası ben top16 da bu kadar da rahat olabileceklerini düşünmüyorum.
1 Numara pozisyonunda EL in en önemli oyuncularından biri olan, ve son iki şampiyonlukta çok büyük rölü olan Spanoulis’e sahipler. Takımın lideri ve aynı zamanda tüm 1 numaralar içinde Diamantidis ile birlikte en beğendiğim oyuncu. Yaklaşık 27 dakika süre alıyor ve 15.8 sayı 4.8 asist ortalamaları ile oynuyor. Ancak bu istatistikler onun takıma katkısını gerçek anlamda anlatmıyor. Tam bir lider gibi oynayıp takımın neye ihtiyacı varsa onu yapıyor. En zor anlarda sorumluluk alıp inanılmaz sayılar üretiyor. Tüm savunmanın dikkatini üzerine toplayıp 3 kişi arasından en boş oyuncuya asisti gönderiyor. Gerçekten çok büyük bir oyuncu. Obradovic onunla 4 sezon birlikte çalıştı Panathinaikos yıllarında. Onu yakından tanıyor ve mutlaka onu durdurmak için aklında değişik senaryolar olacaktır. Bu pozisyonda görev alan diğer oyuncular Acie Law, Kostas Sloukas ve Evangelos Mantzaris. Genelde çift guard oynadıkları için bunlar dönüşümlü olarak 1 ve 2 numaları pozisyonlara kayabiliyorlar. Zaten uzunlardan konuşurken de bahsedeceğim gibi pota altını domine eden uzunlar ile değil daha hareketli oyuncularla oynamayı seviyorlar. Bu guardların içinde Spanoulis’in ardından en çok süreyi 19 dakika ile Sloukas alıyor. Çok soğukkanlı, eli hiç titremeyen son saniye mucize basketlerinin oyuncusu. Takımı yönlendirme de diğer tüm oyuncular gibi asiste dönük oynamada önemli bir oyuncu. Zaten Olympiakos hücumlarından bahsederken takımın ne kadar topu paylaştığını topu eline alan herkesi önce pası düşündüğünü en baştan söylemek lazım. Oynadıkları 10 maçın 6 sında 20 asistin üzerine çıkmışlar ki bazı maçlarda neredeyse tüm basketlerini asist üzerinden atmışlar(Malaga maçında 24 basketin 21’i asist üzerinden gelmiş) ve bence en önemlisi her maçta oyuna giren oyuncuların neredeyse tamamı en az bir asist yapıyor. Bazen bir bazen iki oyuncu asist yapmadan maçı tamamlıyor. Bu gerçekten onların hücumda ne kadar rahat ve düzenli oynadıklarının bir kanıtı.
 Screen Shot 2014-01-01 at 6.00.36 PM
Bizimle kıyaslarsak eğer onlar maç başına 29 saha içi basketinin 19’unu asist üzerinden bulurken bizde bu rakam 30’a 16. Tabi bizim bireysel yetenekleri fazla olan oyuncu adedimizin çokluğu bunda önemli bir etken ancak çoğu zaman topu bu oyunculara atıp onların sayı üretmesini bekleyen bir düzenimiz olduğunu da kabul etmek lazım. Ancak tabi ortalama 85 sayı atan bir takımın hücum düzenini eleştirmek de çok adil durmuyor J
Devam edersek Acie Law oyun tarzı olarak biraz daha Spanoulis’e benzemekle beraber onun kadar top kullanmıyor. İçeriyi zorlayan, ikili oyunları iyi oynayan hareketli ve güçlü bir guard. Savunması da oldukça sıkı ve baskılı savunmada önemli bir silah. Son olarak Mantzaris de bu takımın önemli bir parçası ve coach Bartzokas’ın en güvendiği oyunculardan biri.
Kısa forvet pozisyonunda ise gerçek anlamda buraya fit eden bir tek Perperoglou var. Ancak Bartzokas Lojeski’yi de bu pozisyon da kullanıyor. Zaten başka alternatifleri de yok. Ancak bu iki oyunca da takımın en önemli hücum silahlarının başında geliyor. Lojeski  hiçbir önemli takımda oynamadı. Son 4 sezonunu Oostende de geçirdikten sonra bu sene Olympiakos’a transfer oldu. Ama aldığı 25 dakika süre , maç başına 12.5 sayı ve 4 ribaund ile takıma büyük katkı sağlıyor. Çok süratli bir oyuncu ve çok yüksek yüzdeyle şut atıyor. 2 sayılık atışlarda %60,5 ile oynarken 3 sayılık atışlarda da %51 ,4 gibi inanılmaz bir yüzdeyle atıyor. Üstelik maç başına 3,7 adet 3 sayılık atış denemesi yaptığını düşünürsek bu rakam gerçekten çok yüksek. Stratos Perperoglou da ondan aşağı kalır değil maalesef. Ortalama 18 dakika süre alıyor ve bu süreye 10.2 sayı, 2.3 ribaund 1.2 asist sığdırmayı başarıyor. Ve korkutucu bir istatistik de onun şut yüzdeleri. O da 2 sayılık atışları %57.6 ile 3 sayılık atışları %53.3 ile kullanıyor. 3 numaralı pozisyonda bundan daha iyi bir sonuç beklemekte hayalcilikten başka bir şey olmaz sanırım.  Perperoglou ile ilgili şu notu da iletmek lazım, Obradovic onunla da 5 sezon birlikte çalışmıştı.
4-5 pozisyonlarında ise tercihleri daha hareketli , daha atletik , daha kısa oyuncular üzerine kurulmuş durumda. Printezis zaten takımın Spanoulis’den sonra en büyük yıldızı. Oldukça önemli bir oyuncu, Yunan milli takımı için de Olympiakos için de hatta EL için de. Bu pozisyonda oynayan çok sayıda iyi oyuncu içinde benim için yine ilk üç sıraya girebilecek kadar iyi bir oyuncu. Genelde Olympiakos uzunları, Printezis, Petway ve Dunston 3,5 numara özellikleri olan , çok hareketli ve atlet oyuncular. Zaten Olympiakos hücumlarında topu pivota verip arkası dönük oynunu izlemek gibi bir hücum seti yok. Bu oyuncular topu alıyorsa ya cut üzerinden alıyorlar , ya da pota altında boş bir şekilde alıp kullanıyorlar. Ancak bu kadar atlet olmalarına rağmen çok da hücum ribaundu yapmadıklarını da söylemek lazım.  Bir tek Dunston ve Printezis kovalıyor hücum ribaundlarını , bu ikili haricinde çok da hücum ribaundu kovalamıyorlar. Ellerinde gerçek pivot olarak aslında iki oyuncu var. Mirza Begic ve Cedric Simmons. Ancak bu iki oyuncu da uzun rotasyonunda en az süre alan oyuncular. Simmons nispeten daha çok süre almasına rağmen Mirza Begic sadece 8.5 dakika sahada kalıyor. Aslında son üç sezonu Real Madrid’e geçirmesine ve hatta son sezonda 29 maçta göreve alan bir oyuncu olmasına rağmen bu kadar az süre alıyor olması da onların hücum sisteminin pivot oyununa uymadığının da delili olabilir.
Screen Shot 2014-01-01 at 6.10.23 PM
Olympiakos çok önemli bir saha avantajı yaratmıyor kendi sahasında. 15.000 civarında seyirci kapasitesi olan salonlarına rağmen rakip üzerinde büyük bir baskı kurmuyorlar. Zaten kendi sahalarındaki maçlarda bir tek GS maçında rahat kazandılar diğer birçok maçta oldukça zorlandılar. Siena’yı son 1 dakika içinde öne geçip yendiler, Stelmet Gora maçında son saniye üçlüğü ile kazandılar, BM maçının son dakikasına sadece 1 sayı önde girdiler.
Savunmada çok saldırgan bir takım değiller, ribaundlarda rakiplerinden üstün bitirmiyorlar maçları. Bizim gibi sıkı savunmalara zorlanan ve savunma ribaundlarında sıkıntı yaşayan bir takıma karşı bu özellikleri bizim lehimize olabilir. Bölge bölge baktığımızda guard pozisyonunda bizden hem alternatif hem yetenek anlamında çok daha üstünler. Kenan’ın savunma zaafı bu maçta çok daha fazla sırıtabilir. Bo’nun Spanoulis üzerinde baskı kurması ve topu eline almasına izin vermemesi çok önemli. Onun savunmada Ömer ve Melih’i de kullanabileceğimizi düşünüyorum. Ancak karşısında Kenan’ı bulduğu her pozisyon sayı veya asist ile bitecektir. 3 numara pozisyonunda dediğim gibi çok iyi iki hücumcuları var ve sanırım başımızı en çok onlar ağrıtacak. Ne Emir’in ne Bojan’ın onları savunurken yüzdelerini aşağıya çekebilecek bir savunma yapabileceklerini sanmıyorum. Ancak onlar bizi savunurken hem Perperoglou hem de Lojeski çok daha iyi savunmacılar olduğu için özellikle Bojan hücumda biraz sıkıntı çekebilir. 4 numara poziyonunda hem çok alternatifli hem de yüksek formda oyuncuları olmaları yine bizi zorlayacak. Kleiza’nın performansı bu maçta çok belirleyeci olacaktır. Hem savunmada hem hücumda ondan çok verim almamız gerekiyor. Belki zayıf oldukları tek pozisyon olan pivot pozisyonunda biz de zaten çok üstün değiliz. Yine de hem Vidmar hem de Zoric bence bu maçta diğer maçlara göre daha rahat oynayabilirler. Özellikle Zoric’in performansının yüksek olabileceğini umuyor ve düşünüyorum.
Sonuç olarak bize göre daha favori oldukları bir maç oynayacağız. Ancak Spanoulis’e baskı ile onu yorup bunaltıp, Bojan’ın normal basketbolunu oynamasını sağlar ve 5 numaradan 20-25 arası sayı bulabilirsek galibiyet çok da sürpriz olmaz.
Artık baskı ve stresin daha çok artacağı , savunmaların daha sert ve pis olacağı maçlar başlıyor. Burada tecrübe de çok öne çıkacaktır.
Umarım iyi bir başlangıç yapar ve bu grubu ilk iki içinde bitirebilecek galibiyet sayısına ulaşabiliriz.

Herkese iyi seyirler.